BİR ŞEY BİLİYOR VE SÖYLEMİYORSANIZ EYLEMİ SİZ YAPACAKSINIZ

Ceyhun Bozkurt oceyhunb@gmail.com

Önce ABD Büyükelçiliği 27 Ocak’ta internet sitesinden bir uyarı yaptı. Uyarıda, “ABD hükümeti, vatandaşlarını teröristlerin Türkiye’deki ibadethanelere olası misilleme saldırılarına karşı uyarıyor. Teröristler, ibadet yerlerini veya Batılıların sık sık ziyaret ettiği yerleri hedef alarak saldırabilirler” ifadeleri kullanıldı ve ABD vatandaşlarının kalabalık yerlerden uzak durması ve yerel medyayı takip etmesi istendi. Büyükelçilik, 30 Ocak’ta ikinci bir uyarı yayınladı ve bu sefer açık adres verdi. İkinci uyarıda, İstanbul’daki kilise, sinagog ve diplomatik misyonlar ya da Beyoğlu, Galata, Taksim ve İstiklal Caddesi gibi Batılıların sık sık gittiği yerlerin “Her an teröristlerin misilleme saldırılarına hedef olabileceğini” iddia etti.

Ardından ABD’nin ilk açıklamasını gerekçe gösteren Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği e-posta ile Almanya Dışişleri Bakanlığı da açıklama yoluyla Türkiye’deki vatandaşlarına benzer bir uyarı yaptı. Sonra daha da ileri gittiler. Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda, İsviçre konsolosluklarını kapattı.

Son olarak İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Pierre Loti Fransız Lisesi, güvenlik gerekçesiyle 2 gün eğitim ve öğretime ara verdiğini açıkladı.

Peki gerekçeleri ne? Gerekçeleri, İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakılmasına tepki gösterecek radikal grupların ve terör örgütlerinin, Türkiye’de Batılıları hedef alabilecek saldırı yapabilme ihtimali.

Peki gerçekten de öyle bir tehlike var mı?

Açalım konuyu…

Türkiye ile Batı dünyası arasındaki gerilim, 2023 seçimleri yaklaşırken artmaya başladı. ABD liderliğindeki Batı dünyası ve NATO’deki diğer bazı müttefiklerimiz, Türkiye’nin;

- Terörle mücadelesinden,

- Mavi Vatan politikasından,

- Yunanistan ve Rumların, Ege ve Doğu Akdeniz’de gayri hukuki politikalarına karşı çıkmamızdan,

- Kendi milli çıkarlarımız çerçevesinde Rusya ile bölgesel anlamda iletişimimizden-işbirliğimizden,

- Azerbaycan’a Karabağ vatan savaşına verdiğimiz destekten,

- Savunma sanayimizi geliştirerek kendi güvenliğimizi kendi silahlarımızla sağlamamızdan,

- Türk Devletler Teşkilatı’nı güçlendirmemizden, Asya’daki örgütlenmelerle iletişimimizi artırmamızdan

ve daha birçok bağımsızlık adımımızdan rahatsızlar.

Son olarak Suriye’nin kuzeyindeki terör varlığına yönelik operasyon seçeneğiyle beraber Şam ile temasa geçmemiz ve teröre destek veren İsveç’in NATO üyeliğini veto etmemiz emperyalist merkezleri çok ama çok rahatsız etti.

Ellerindeki tüm kartları masaya açmalarının nedeni de bu?

- Bu yüzden 1,5 milyarlık İslam dünyasının kutsal kitabını Türk büyükelçiliği önünde yaktılar.

- Bu yüzden Yunanistan’ı ve PYD terör örgütünü Türkiye’ye silahlandırmaya, eğitmeye devam ediyorlar.

- Bu yüzden Kıbrıs Türk Devleti’ni tanımıyorlar, Kıbrıs Türk’ünü yok sayıyorlar.

- Bu yüzden yaptırım uyguluyorlar.

- Bu yüzden ekonomimize yönelik operasyon yapıyor, yabancı yatırımcıyı engelliyorlar.

- Bu yüzden son dönemlerde Türkiye’deki seçim sürecinde kan akabileceğini, dünyadaki en önemli seçimin 2023 Türkiye seçimleri olduğunu, Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması gerektiğini yazıyorlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı medya yoluyla hedef alıyorlar.

- Bu yüzden Türkiye’nin demokratik seçim sürecine, güvenliğine müdahale etmeye çalışıyorlar.

- Kendilerine angaje Erdoğan muhalifliğini açıkça destekliyor, kendi karşıtlarına algı operasyonu yapıyorlar.

- NGO’laşmış, yani ajanlaşmış sözde STK’ları destekliyorlar.

- Kendilerinin kurduğu, beslediği veya büyüttüğü terör örgütlerini piyasaya sürüyorlar.

Büyükelçilikler ve konsolosluklar tarafından yapılan açıklamaların nedeni bunlar. Son yazdığım kartı sahaya sürecekler.

“Yani bu saldırıları onlar mı yapacak” diyebilirsiniz.

Bu sorunun yanıtını bulmak için kendinize şunu sorun: Bu uyarıların tek bir nedeni var: Bu yüzde bir istihbarat var. Bu yüzden uyarı yapıyorlar. Peki bir istihbarat varsa neden Türk muhataplarıyla bu istihbaratı paylaşmıyorlar? Böyle bir istihbaratın paylaşımı olsaydı, mutlaka Türk yetkililerin haberi olurdu. Ama yok. Demek ki, Türk yetkililere bir şey söylenmemiş. Paylaşmıyorlarsa, iki seçenek gündeme geliyor.

  1. Ya bu istihbaratı vermeyecek Türkiye’nin zarar görmesini istiyorlar.

  2. Ya da aslında radikal gruplar veya terör örgütleri içindeki istihbarat unsurları üzerinden Türkiye’ye saldırıyı bizzat bu ülkeler planlıyor.

Bu ikisinden başka bir seçenek yok.

Konuştuğum istihbarat ve güvenlik uzmanları da bunun “Türkiye’yi hedef alan bir psikolojik harp, karşı propaganda” olduğunda hemfikir.

YALAN SÖYLEME KABİLİYETLERİ ÇOK YÜKSEK

Bu ülkelerin geçmişte, devlet başkanları da dahil yetkililerinin yalan söyleme kabiliyetinin yüksek olması, karşımızda yine benzer bir yalan makinesinin devreye sokulduğunu gösteriyor. İslamcı görünen ama aslında kendi kurdukları veya yönlendirdikleri bir terör örgütüne saldırı yaptırılacak, Muhafakazar-Milliyetçi Cumhur İttifakı hedefe oturtulacak, böylece Türkiye’de akan kan üzerinden psikolojik savaş yapılacak.

Oysa alçak saldırıyı yapan Paludan isimli ırkçı, faşistin eylemine neden Türkiye’de yanıt verilsin. Böyle bir örgüt gider Paludan’ı hedef alır, ardından da eylemi sahiplenir. Ama amaç Paludan veya o zihniyet değil. Amaç, Türkiye’de terör yöntemiyle kan akıtmak, karışıklık çıkarmak ve ülkemizi zayıflatmak.

Dediğimiz gibi yalan, manipülasyon konusunda uzmanlar. Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ile eski ABD Başkanı George W. Bush, yatıp kalkıp, Irak’ın kitle imha silahı olduğunu söylemediler mi? Cehennem zebanilerinin beklemesini umduğum eski Dışişleri Bakanları Colin Powell, Birleşmiş Milletler’de dünyaya aynı yalanı söylemedi mi? Irak işgal edildi, 1,5 milyon insan öldürüldü. Sonra da kendi gizli servisleri dahil çıkıp “Irak’ta kitle imha silahı olmadığını, yalan söylediklerini” itiraf etmedi mi?

Eski CIA Direktörü ve eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 15 Nisan 2019'da Texas A&M Üniversitesi'ndeki konuşmasında ne diyordu: “Ben CIA direktörüydüm. Yalan söyledik, hile yaptık, çaldık. Tüm eğitim kurslarını aldık. Bu Amerikan deneyinin ihtişamını hatırlatıyor.”

DEAŞ-PYD İŞBİRLİĞİNE DİKKAT

Bu haberlerden hemen sonra ismi öne çıkan örgüt DEAŞ. DEAŞ ile en etkili mücadeleyi yapan ülke Türkiye. Fırat Kalkanı Harekatı’nda binlerce DEAŞ’lı terörist imha edildi. Ayrıca örgüt, ciddi alan kaybı yaşadı ve sonrasında iyice küçüldü. Ancak uyuyan hücreler ile Irak ve Suriye’de belli bir varlık sürdürüyor.

Türkiye de, güvenlik ve istihbarat birimlerimizle hem yurtiçine sızan unsurlara hem de Suriye’deki teröristlere sık sık operasyonlar yapıyor. Örneğin daha dün Ankara’daki operasyonda DEAŞ silahlı terör örgütü mensupları ile irtibatlı oldukları ve çatışma bölgelerinde yer aldıklarını tespit ettiği 14 yabancı terörist savaşçıyı gözaltına aldı. MİT’in de Suriye’de çok sayıda operasyonu bulunuyor. Bunlardan biri geçen Kasım ayında yapılmış, çok sayıda silah, mühimmat ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemeyle beraber 11 DEAŞ’lı militan yakalanmıştı.

Ayrıca MİT ve Emniyet teşkilatının ortak operasyonlarında sadece militan değil elebaşı düzeyinde DEAŞ’lılar da yakalanmıştı. Geçen yılın mayıs ayında yakalanan DEAŞ'lı Bashar Hattab Ghazal Al Sumaidai'nin terör örgütünün yönetiminde, hatta liderler arasında geçtiği ortaya çıkmıştı.

Yine terör örgütü DEAŞ'ın sözde yöneticilerinden, geçmiş dönemde sözde Rakka Güvenlik Emiri ve Ninova Valisi olarak görev yapan terörist de Ocak ayının ortasında yakalanmıştı.

Yani Türkiye ciddi bir mücadele yürütüyor. Ancak bu örgütlerin nasıl kurulduğu ve beslendiği artık biliniyor. DEAŞ, PYD/YPG terör örgütü ile ortak çalışıyor. PYD/YPG terör örgütünün ABD talimatlarıyla hedeflediği her bölge önce DEAŞ tarafından alınmış, sonra PYD’ye bırakılmıştı.

Ayrıca ABD-PYD/YPG terör örgütü ortaklığıyla yapılan Rakka operasyonu sonrasında binlerce DEAŞ’lı militan, aileleriyle birlikte PYD/YPG işgalindeki Suriye'nin Haseke ilinin doğu kesiminde kasaba olan Al-Hawl’daki El Hol kampında bulunuyor. Buradati militanlarla YPG’li militanların ortak hareket ettiği biliniyor. Örgütün elebaşı, Mazlum Kobani olarak bilinen ama PKK’daki kod adı Şahin Cilo olan terörist, Türkiye’nin terör örgütüne yönelik operasyonuna karşı, El Hol kampındaki teröristleri serbest bırakacakları tehdidi de savurmuştu.

DEAŞ dışındaki dini istismar eden bazı başka terör grupları ile unsurlar da istihbarat servislerince kontrol ediliyor.

ABD istihbaratının ve Pentagon’un bu konudaki ustalığı artık bilinen bir gerçek. El Kaide ile mücadele döneminde ABD Savunma Bakanlığı bünyesinde Proaktif Önleyici Operasyonlar Grubu (Proactive Preemptive Operations Group-P20G) isimli bölgede Amerikan çıkarları için El Kaide’yi eyleme zorlamak, yeni terörist gruplar kurmak için oluşturulmuştu. Amerikalı terör uzmanı William Griffin Tarpley, “Eğer hedef teröristleri taklit etmekse, hiçbir şey P20G’yi mevcut terör gruplarının içine sızmaktan ya da kendi terör gruplarını oluşturmaktan alıkoyamaz” demişti. (Bkz. Jürgen Elsässer, “Gölge Hükümet-11 Eylül’den Obama’ya Amerikan Derin Devleti’nin İcraatları”, Kaynak Yayınları, 1. Basım, Ocak 2014, s. 109-110)

Baştaki satırlarıma dönecek olursak, böyle bir saldırı istihbaratı varsa ve bu istihbarat NATO müttefiki Türkiye ile paylaşılmıyorsa tarihe şu geçecektir: Olası bir saldırının sorumlusu açıkça ABD ve müttefikleridir.

Tüm yazılarını göster