Anne kokusu...

Nuran Yıldız nuran@nuranyildiz.com

Benim annem uzaklara gitti. O kadar hayat doluydu ki hastalanmadan önce, ona “öldü” diyemem.

O kadar hayat doluydu ki, bırakıp gitmemek için uzun zamandır çok zorlu bir mücadele verdi.

13 Kasım Salı sabah saat 09.30’du, doktorlar bizi annemin yanından çıkardıklarında. Her şeyin bittiğini anlamıştık üç kardeş.

Gece boyu defalarca kez soluğu durmuştu. “Anne soluk al, anne soluk al” diyorduk, yeniden soluk almaya başlıyordu.

Soluğu durunca geçen saniyeler bize yüzyıl kadar uzun geliyordu.

Gözlerimiz kalp, nabız, oksijen, tansiyon rakamlarının olduğu monitöre takılı bekliyorduk.

15 gündür bilinci kapalıydı. 15 gündür oksijen desteğiyle hayata tutunuyordu annemiz.

Hastanedeki 15 gün boyunca, iki erkek kardeşimle birlikte ellerini tutuyorduk annemizin. Öpüyorduk, öpüyorduk. Bizi hisseder, biliyorduk.

“Anne ellerin ne kadar güzel” diyorduk.

Çünkü, gerçekten çok güzeldi elleri annemin. Uzun, ince parmakları, düzgün, biçimli tırnakları vardı.

“Emel Sayın’ın elleri gibi” derlerdi annemin ellerine…

Kilo kaybettikçe elleri inceliyor, inceldikçe “ellerim ne kötü oldu” diyordu. O zaman kendi ellerimi onunkilerin yanına koyup, “Hiç de değil, bak senin ellerin benim ellerimden ne kadar güzel” diyordum.

O güzel ellerini tutup, “Anne iyileş evimize gidelim” diyorduk, inanmıyorduk ama söylemekten de vazgeçmiyorduk.

Annem hastalandığı günden itibaren, neredeyse her sabah o uyanmadan ona giderdim. Yanına yatar, burnumu, kulağıyla omuzunun arasına sokar, kokusunu içime çekerdim.

Hastanede de öyle. Annemi kokladım, kokladım.

Koku denen şey, depolanan bir şey değil.

İçimde bir eksiklik var şimdi, annemi yeterince koklamamışım gibi geliyor..

Doktorlar bizi annemizin yanından çıkardıktan yani saat 09.30’dan yarım saat sonraydı.

İki doktor çıktı annemizin yattığı odadan, “Başınız sağ olsun, her şeyi yaptık olmadı” dediler demirden bir sesle. Saat 10.00’du.

Ölüm telaşı diye bir şey varmış, onun içine düşüverdik o anda.

Eş dost sarıyor etrafını. Teselli cümlelerinin biri giriyor kulağına, biri çıkıyor.

En çok, “Bütün anneler ölür” cümlesine saplanıyorum. “Herkesin annesi öldü, ölecek” diyorlar.

“Sen de herkessin” demeye getiriyorlar.

Kızıyorum. “Herkesin annesi değil ki, o benim annem.”

Ben de herkes değilim, annemin “gözünün bebeği”, biricik kızıyım ben.

Annem gitti ya, kendimi “hiçkimse” gibi hissediyorum.

Annemin gittiği söylendiği andan itibaren, genetik bilimci Hande Özdinler’in kendi annesinin ölümünün ardından söylediklerini aklımda tutuyorum.

Özdinler’in cümlelerini okuduğumda annem hastaydı, o yüzden içimde yer etmişti söyledikleri.

Diyordu ki Özdinler, “Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir; babadan değil, anneden gelir. Anne, her çocuğuna enerjisini verir. Enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji, annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir. Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!”

Annem gideli bugün sekiz gün oldu.

Anneler gider ama anneler ölmez…

Ben annemi kendim yıkadım, yaşarken her banyosunu nasıl kendim yaptırdıysam, her banyosunda saçlarını yumuşak yumuşak yıkadıysam sonuncusunu da kendim yapmak istedim..

Saçlarını, o güzelim ellerini, ayaklarını yıkadım. Sarıp sarmaladım.

Kaldırırlarken, götürürlerken, toprağa koyarlarken hep yavaş olunmasını istedim.

En anlamsız telaşı yavaşlatmak için çırpındım. Herkesin annesi gibi, benim annemin de bedeni narindi, telaştan incitmelerinden o kadar korktum ki…

Kokusunu özlüyorum. Son giydiği giysileri yıkamalarını istemedim. Kokusu dursun diye.

Herkes bebek kokusunun ne güzel olduğunu söyler. Halbuki o bebek kokusunun özü anneden gelir.

Annem gideli sekiz gün oldu. Alışmak diye bir şey var… Var da, ben annemin kokusunu istiyorum, ne kadar kocaman bir kadın olursam olayım…

Not: Annemin gidişinden çok kısa bir süre sonra yanımda olan, acımı paylaşan sevgili dostum Cengiz Er’e okurlarımın önünde teşekkür etmek borcumdur.

Annemin vefat haberini okurlarla paylaştıkları için de, superhaber.com’ye
teşekkürler..

AKLIMDA KALAN
Sadece annem. Güzel annem. Canım annem.

Tüm yazılarını göster